Türkiye’nin PISA 2025 Performansının Düşündürdükleri
Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 sonuçları Türkiye için yalnızca eğitim performansında bir iyileşme göstermiyor, aynı zamanda Türkiye’nin beşerî sermaye birikiminin niteliği ve bu birikimin kalkınma açısından nasıl değerlendirilebileceği konusunda daha önemli bir tartışmanın kapısını açıyor. Türkiye’nin fen, matematik ve okuma olmak üzere üç alanda birden performansını artırması ve bu iyileşmenin önceki yıllarda başlayan eğilimi sürdürmesi, eğitim sisteminde belirli bir kapasite oluştuğuna işaret ediyor (MEB, 2026; OECD, 2026). Ancak kalkınma açısından asıl soru, bu kapasitenin ne ölçüde ekonomik değere dönüştürülebileceği.
Eğitim ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi yalnızca eğitim süresi üzerinden okumak bu noktada yetersiz kalıyor. Hanushek ve Woessmann’ın çalışmaları, ülkelerin uzun dönemli büyüme performansında belirleyici olan unsurun nüfusun ne kadar süre boyunca eğitim aldığı değil, eğitim sonucunda hangi bilişsel becerileri kazandığı olduğunu ortaya koyuyor (Hanushek & Woessmann, 2008). Bu yaklaşım PISA’yı kalkınma açısından anlamlı bir göstergeye dönüştürüyor: PISA bir ülkenin beşerî sermayesine ilişkin tek başına bir yorum yapmaya izin vermiyor ancak gelecekteki iş gücünün temel beceri kapasitesine ilişkin önemli bir sinyal üretiyor.
Türkiye açısından 2025 sonuçlarının en önemli tarafı, bu sinyalin yalnızca ortalama performanstan ibaret olmaması. PISA 2025 verileri, Türkiye’nin temel becerilere sahip öğrenci oranını kayda değer biçimde yükselttiğini gösteriyor. Fen bilimlerinde asgari yeterlilik düzeyine (Düzey 2 ve üzeri) ulaşan öğrencilerin oranı %80,5’e yükselerek %74,3 olan OECD ortalamasının üzerine çıkmış. Okuma becerilerinde bu oranlar sırasıyla %75,9 ve %69 iken matematik alanında da Türkiye %64,3’lük oran ile OECD ortalamasına (%65,1) oldukça yaklaşmış görünüyor (OECD, 2026). Bu gelişme, beşerî sermayenin tabanının güçlendiğine işaret etmesi bakımından önemli. Çünkü kalkınma açısından yüksek becerili küçük bir grubun varlığından çok, toplumun daha geniş kesimlerinin temel becerileri kullanabilir hale gelmesi ekonomileri daha dayanıklı, verimli ve yenilikçi hale getirebiliyor.
Ancak burada ikinci ve daha zor soru ortaya çıkıyor: Türkiye bu beceri kazanımını verimliliğe nasıl çevirecek? PISA sonuçları eğitim sisteminin çıktısını gösteriyor; bu çıktının ekonomik değerini belirleyen şey ise firmaların teknoloji kullanımı, çalışanların görev yapısı, işbaşında öğrenme, yönetim kalitesi ve sermaye yatırımlarının niteliği gibi unsurlar. Hanushek ve Woessmann (2012), beceriler ile büyüme arasındaki ilişkinin kurumların niteliği ve ekonomik ortamdan bağımsız olmadığını vurguluyor. Dolayısıyla eğitim politikasındaki kazanımların büyüme etkisi, bunları kullanabilecek bir üretim yapısının varlığına bağlı.
Türkiye’nin kalkınma gündemindeki kritik nokta burada kendini gösteriyor. Türkiye bir yandan teknoloji yoğun ve daha yüksek katma değerli üretime geçmeye çalışırken diğer yandan geniş bir iş gücü kitlesinin beceri düzeyini yükseltmek zorunda. Teknoloji yatırımlarının verimlilik etkisi, bu teknolojileri kullanabilecek insan kaynağının niteliğinden bağımsız değil. Bu nedenle eğitim politikası ile sanayi politikası, dijital dönüşüm, mesleki eğitim ve yatırım politikalarının birbirinden ayrı tasarlanması giderek daha maliyetli hale geliyor.
Üstelik PISA sonuçları, yalnızca “daha fazla beceri” değil, “daha eşit dağılmış beceri” ihtiyacını da gösteriyor. Türkiye’de sosyoekonomik açıdan avantajlı ve dezavantajlı öğrencilerin fen alanındaki performansı arasında 81 puanlık bir fark var (Grafik 1) ve bu fark 2015-2025 döneminde genişlemiş durumda. OECD, Türkiye’de sosyoekonomik statünün fen performansındaki farklılıkların yaklaşık %10’unu açıkladığını belirtiyor (OECD, 2026). Bu nedenle ortalama performanstaki yükselişin kalıcı bir kalkınma kazanımına dönüşmesi, beceri üretiminin geniş kesimlere yayılıp yayılmadığı sorusundan bağımsız düşünülemez.

PISA 2025’in Türkiye açısından verdiği mesaj bu nedenle basitçe “eğitim performansı yükseliyor” değil. Daha önemli bir mesajı şöyle okumak mümkün: Türkiye beşerî sermaye tabanını güçlendirme konusunda ilerleme kaydetti fakat bundan sonraki aşamada becerilerin yaygınlığı ile ekonomik kullanım alanları arasındaki bağlantıyı güçlendirmesi gerekiyor. Dolayısıyla daha yüksek PISA skorlarına ulaşmak kadar, bu skorların temsil ettiği becerileri daha üretken firmalar, daha nitelikli yatırımlar ve daha yüksek katma değerli üretimle buluşturabilmek de önemli. Sonuç olarak mesele yalnızca nasıl bir eğitim sistemine sahip olduğumuz değil, bu eğitim sisteminde yetişen bireylerin nasıl bir ekonomik yapıya katılacağı ve nasıl işlerde çalışacağı. Bu açıdan bakıldığında sanayi politikalarının da yatırım ve teknolojik dönüşümün yanı sıra, insanı daha verimli ve yüksek katma değerli üretimin taşıyıcısı haline getirmeye odaklanması gerekiyor.
- Hanushek, E. A., & Woessmann, L. (2008). The role of cognitive skills in economic development. Journal of Economic Literature, 46(3), 607–668.
- Hanushek, E. A., & Woessmann, L. (2012). Do better schools lead to more growth? Cognitive skills, economic outcomes, and causation. Journal of Economic Growth, 17(4), 267–321.
- Milli Eğitim Bakanlığı [MEB]. (2026). PISA 2025 Türkiye Raporu. Ankara: MEB ÖDSGM.
- OECD. (2026). PISA 2025 Results (Volume I): Future-Ready Students. Paris: OECD Publishing.