SMR Finansmanına Doğru
Küçük modüler reaktörler (SMR), son yıllarda yalnızca bir enerji teknolojisi değil, aynı zamanda küresel jeopolitiğin şekillendirdiği stratejik bir yatırım alanı haline geldi. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre önümüzdeki beş yıl boyunca yıllık küresel elektrik talep artışının, önceki on yılın ortalamasına kıyasla ortalama %50 daha yüksek olacak şekilde gerçekleşmesi beklenirken[1], bu talebin karşılanması için yenilenebilir kaynaklar kadar düşük karbon emisyonlu kaynakların da kullanılması gerekiyor. Bu bağlamda SMR’ler; genellikle 10–300 megavat (MW) kapasite aralığında olmaları, daha kısa inşaat süreleri ve daha düşük ilk yatırım maliyeti nedeniyle öne çıkıyor.
Bu değişim, çok taraflı kalkınma bankalarının (ÇTKB) nükleer enerjiye yaklaşımında da belirgin bir kırılma yarattı. Dünya Bankası Grubu (DB), 2025 yılında nükleer finansman kısıtını kaldırarak SMR’ler dahil olmak üzere nükleer projelere destek vereceğini açıkladı[2]. Ancak DB’nin bu yaklaşımı, şimdilik doğrudan reaktör yatırımlarından ziyade şebeke altyapısı, düzenleyici kapasite, insan kaynağı geliştirme ve teknik hazırlık alanlarına odaklanıyor. ÇTKB’lerin 2024 yılında toplamda yaklaşık 137 milyar dolar iklim finansmanı sağladığı ve bu kaynakların önemli bölümünün enerji altyapısı ve dönüşüm projelerine yöneldiği de bir diğer veri[3]. Bu durum, SMR’lerin doğrudan değil dolaylı olarak ÇTKB’lerin finansal ekosistemine dahil edilmeye başlayabileceğini gösteriyor ve enerji dönüşümünün destekleyici altyapısı üzerinden sisteme entegre edileceğini ortaya koyuyor.
MDB’lerin tutumlarını daha yakından incelediğimizde, kurumlar arasında belirgin bir ayrışma olduğu görülüyor. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), talep oluşması halinde SMR projelerine finansman sağlayabileceğini belirtirken[4], daha yenilikçi finansman araçlarına vurgu yapıyor. Mevcut durumda diğer kalkınma bankaları ise daha çok teknik destek ve altyapı finansmanı ile sınırlı kalıyor. Ortaya çıkan tablo, MDB’lerin kısa vadede doğrudan reaktör yatırımlarından ziyade SMR yatırımlarındaki riski azaltıcı, piyasa oluşturucu ve özel sermayeyi mobilize edici bir rol üstleneceğini gösteriyor[5]. Küresel ölçekte ABD, Rusya ve Çin gibi büyük aktörlerin SMR teknolojilerini finansman paketleriyle birlikte ihraç etmeye başladığı görülüyor. Örneğin Rosatom, “inşa et-sahip ol-işlet” modeliyle nükleer projeleri finanse ederken; ABD ve Avrupa ülkeleri ihracat kredi kuruluşları ve devlet destekli finansman mekanizmalarıyla alternatif modeller geliştiriyor.
Türkiye’nin SMR alanındaki resmi yaklaşımı ise son dönemde net hedeflerle şekillenmeye başladı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın açıklamalarına göre Türkiye, 2050 yılına kadar toplam 20 gigavat (GW) nükleer kapasiteye ulaşmayı ve bunun yaklaşık 5 GW’lik kısmını SMR teknolojilerinden sağlamayı hedefliyor[6]. Ayrıca Baykar gibi savunma sanayii şirketlerinin 40 MW seviyesinde SMR prototip çalışmaları yürütmesi, Türkiye’de özel sektörün de bu alana giriş yaptığını gösteriyor[7]. Bu kapsamda artan enerji talebi, ithalat bağımlılığı ve sanayi odaklı büyüme hedefleri dikkate alındığında, SMR finansmanının Türkiye’deki geleceği önemli konular arasında yerini alacaktır.
[1] https://www.iea.org/reports/electricity-2026/executive-summary
[2] https://www.world-nuclear-news.org/articles/world-bank-agrees-to-end-ban-on-funding-nuclear-energy
[3] https://www.aiib.org/en/news-events/news/2025/multilateral-development-banks-hit-record-usd137-billion-climate-finance-drive-sustainable-development-worldwide.html
[4] https://www.thebanker.com/content/fc8b3519-cef8-4808-a628-39aa09bdba41
[5] https://www.energypolicy.columbia.edu/publications/nuclear-energy-at-the-world-bank-roundtable-report/
[6] https://enerji.gov.tr/haber-detay?id=31648&
[7] https://www.dailysabah.com/business/energy/turkish-drone-powerhouse-baykar-steps-into-nuclear-energy/amp?